Şubat 2017

Avusturya yeni yıla başörtüsü yasağı tartışmasıyla girdi. Olası bir başörtüsü yasağının iddia edildiği gibi devletin tarafsızlığını ne derece sağlayabileceği merak konusu.

Avusturya’da 2017’nin ilk haftasında verdiği bir söyleşide entegrasyon uzmanı ve hükûmet danışmanı Heinz Faßmann devlet memurlarına kamu hizmetinde başörtüsü yasağı getirilmesi gerektiğini söyledi. Faßmann başörtüsünün ancak din derslerinde ve özel okullarda takılabileceğini, tarihsel ve kültürel olarak yerleşik bir yere sahip olan haçın ise bu uygulamadan muaf tutulması gerektiğini ifade etti. Bu ifadelerin ardından Avusturya’da uzun bir süre olası bir başörtüsü yasağının etkileri tartışıldı. Dışişleri ve Entegrasyon Bakanı Sebastian Kurz başörtüsü yasağı teklifine olumlu baktı ve entegrasyon paketine ilişkin gerçekleştirilecek müzakereler kapsamında başörtüsü yasağını Müsteşar Muna Duzdar ile görüşeceğini söyledi.

“Devlet Dinlerden Daha Üstün”

Faßmann’a göre devlet net bir tavır sergilemeliydi. Zira ona göre işveren olarak devlet belirleyici bir role sahipti ve personelinin dünya görüşü, ideolojisi ve dinî tutumu bakımından tarafsız bir duruş sergilemesi gerekiyordu. Faßmann öğretmenlerin kamu okullarında başörtüsü takıp takamayacağı sorusuna “kesinlikle hayır” şeklinde cevap vereceğini ifade etti ve buna gerekçe olarak da başörtüsünün sadece bir kumaş parçası değil, laik bir devlette sorun yaratacak bir “mesaj” olmasını gerekçe gösterdi. Yine ona göre “devlet dinlerin üzerinde yer alıyordu.” Eğer bu böyle olmazsa, Sünniler ve Şiiler arasındaki ihtilaflar gibi bazı dinî anlaşmazlıkların kamu hizmetlerine taşınması söz konusu olabilecekti.

Avusturya İslam Cemaati (IGGÖ) ise yaptığı açıklamada Sebastian Kurz’un Faßmann’a dayanarak yaptığı talebin entegrasyon karşıtı ve ayrımcı olduğunu belirterek olası bir başörtüsü yasağını reddetti. İslam Cemaati Başkanı İbrahim Olgun bu konudaki görüşlerini, “IGGÖ ve Entegrasyon Bakanlığı arasındaki iş birliği zeminini ortadan kaldıran bu girişimin derhal geri çekilmesi için çağrıda bulunuyoruz. Aksi hâlde planlanan entegrasyon paketi bir ‘ayrımcılık paketi’ne dönüşecektir.” şeklinde ifade etti. IGGÖ Basın Temsilcisi Carla Amina Baghajati ise yasağa dair şu yorumu yaptı: “Terör saldırıları dolayısıyla Müslüman kadınlara ve Müslümanlara karşı oldukça olumsuz bir tutum mevcut.

“Sadece Hristiyanlığa ait olmayan bazı kıyafetlere yönelik bir yasa inisiyatifi anayasal değerlerimize tamamen ters!”

Bu güvensizlik ve korkuların faturasını Müslüman kadınlara kesmek oldukça büyük bir hata olacaktır. Buradaki amaç özgür ve eğitimli kadınları geri çevirmek ve onları mutfağa göndermek midir? Kamu hizmetleri görevlileri sadece devlete karşı olumlu bir temel tutum içselleştirmekle kalmazlar; bu kişiler aynı zamanda hukuk devletinin ve Avusturya’ya bağlılığın da savunucularıdır. Başörtüsü takan Müslüman kadınların bu son derece olumlu katkıyı sağlamaya uygun oldukları prensip olarak inkâr mı edilecek? Bu tamamen yanlış bir tavır!”

Başörtüsü Yasağı Talebine Tepkiler

Avusturya’da kamu hizmetinde olası bir ba-şörtüsü yasağına diğer dinî cemaatlerden de itiraz geldi. Avusturya Budist Cemaati (ÖBR) bu tarz bir zeminin verimli olmadığını, kamu hizmetinde Müslüman kadınlara yönelik başörtüsü yasağı tartışmasının ülkedeki kutuplaşmayı gözler önüne serdiğini ifade etti. Ayrıca mevcut sorunların bu tür sembollere bağlanmadan tartışılması istendi. Avusturya Budist Cemaati Başkanı Gerhard Weißgrab, “Aksi hâlde sadece tepki ve karşı tepki oluşacak ve somut bir tartışma yürütmek mümkün olmayacaktır.” uyarısını dile getirdi.Öte yandan İmam Ramazan Demir ve Eya-let Başhahamı Schlomo Hofmeister de yaptıkları ortak açıklamada başörtüsünü yasaklamak gibi bir girişimin din özgürlüğüne ve kadın haklarına ciddi bir müdahale olduğunu belirt-ti. Hofmeister meseleyi şöyle değerlendirdi: “Böylesi bir yasak sadece Müslüman ve Yahudi kadınların başörtülerini ve Yahudi erkeklerin kipalarını değil, aynı zamanda öğretmen olarak faaliyet gösteren papazları da ilgilendiriyor.

Sadece Hristiyanlığa ait olmayan bazı kıyafetlere yönelik bir yasa inisiyatifi anayasal değerlerimize tamamen ters!” Aynı açıklamada Ramazan Demir de bir Entegrasyon Bakanı’nın hangi sebeple kadınlara nasıl giyinmeleri konusunda talimatlar verdiğini sorguladı. Demir, başörtüsünün birçokları için dinî vecibe olduğunu ve Avusturya’daki herkesin eşit muamele ve dinî vecibelerini yerine getirme özgürlüğüne sahip olduğunu belirtti.

Avusturya Kiliseleri Ekümenik Konseyi Baş-papazı Thomas Hennefeld de olası bir başörtüsü yasağını eleştirdi ve yasağı destekleyenlerin ihmalkâr ve sorumsuz olduğunu söyledi. Ayrıca Hennefeld başörtüsü yasağı tartışmalarıyla hedef tahtasına konulan Müslümanlarla dayanışma içinde olduklarını belirterek tüm kilise ve dinlerin eşit muamele görmesinin önemli olduğunu vurguladı. Hennefeld’e göre demokratik yapılar çoğunluğa yönelik olmak zorunda değillerdi.

Siyasetin favori Konusu: Başörtüsü

Avusturya’da olası bir başörtüsü yasağı hem siyasetçilerin hem de farklı kamusal tartışmaların 1 numaralı konusu. Zira bu konu başka hiç bir konunun sunamayacağı kadar çok malzeme sunuyor. Bu tartışmalarda başörtüsünün dinî bir sembol olduğunun göz ardı edilmesi ile baskıcı bir atmosfer oluşturulmaya çalışılıyor ve güç ideolojisi kapsamında başörtüsü bir tehlike unsuru olarak öne sürülüyor. Öte yandan başörtüsüne dair tartışmaların nereye kadar varabileceğini göz önünde bulundurmak şart. Türkiye’de uzun süre boyunca kamu hizmetlerinde başörtüsü yasağı uygulandı.

Sadece başörtüsü taktıkları için eğitim ve kamu hizmetlerinde çalışma hakları ellerinden alınan, okullardan atılan, hırpalanan ve hakarete maruz kalan kadınlar, üniversite öğrencilerinin başlarından başörtüsünü çeken polisler Türkiye tarihinde hafızalara kazındı. Birçokları için başörtüsünü çıkarmak söz konusu bile olmazken, bazıları alternatif çözüm arayışına girdi. Peruk takmak, yurt dışında yükseköğrenim görmek veya dışarıdan sınavlara katılmak gibi bir çok farklı alternatif söz konusuydu. Türkiye’de uzun yıllar sayısız Müslüman kadını büyük bir açmaza iten başörtüsü yasağından hareketle bir düşünce deneyi yapalım: Kendisine, başörtüsü takan kadınların kamu hizmetlerinde yeri olmadığı söylenen bir kamu çalışanı düşünelim. Eğer bu kişi eğitmense öğrencilerine bir yandan barışçıl bir toplumda farklılıklarla yan yana yaşamanın gerekliliğini anlatırken, diğer yandan onlara olumlu örnekler gösterememesi garip olmaz mı? Başörtüsü yasakları toplumsal barış açısından ciddi sorunlara yol açabilecek bir “bizden-bizden değil” ayrımı ortaya çıkarır. Kendilerini yabancı ve dışlanmış hissetmek gençlerde ümitsizliğe sebep olur.

Son yıllarda oldukça açık bir şekilde gözlemlendiği gibi nitelikli iş gücü olan insanlar mesleklerini icra etmek veya eğitimlerine devam etmek için başka ülkelere yönelirler.

Başörtüsü Tarafsızlığı Azaltıp Çoğaltmaz

Bugün olası başörtüsü yasakları hakkında yazmak kolay. Bahsi geçen dönemler Türkiye’de geçmişte kalmış gibi görünse de etkileri günümüze kadar uzanıyor.

Zira böyle yasaklar zaman ve mekânla sınırlı kalmaz, insanların zihnine yerleşip davranışlarına yansır. Yasaklar tehlike sinyalleri verir. Olası bir başörtüsü yasağı da başörtüsü takan kadınlardan kaynaklanan ve önlenmesi gereken sözde bir tehlike olduğuna dair sinyaller verir. Öte yandan Müslüman kadınların -dinî kimliklerinden ödün vermeden- kamu hizmetlerinde temsil edilmemeleri onları toplumdan soyutlayacak ve onların toplumda “normal” olarak görülmesine engel olacaktır. Bununla beraber devletin tarafsızlığının böyle bir yasakla nasıl sağlanacağı, bu tarafsızlığın başörtüsü, kipa veya diğer dinî sembollerin kamudan uzaklaştırılması ile mümkün olup olmadığı da tam olarak anlaşılır değildir. Maria Katharina Moser, Der Standart gazetesinde konuya dair şu isabetli tespiti yapıyor: “Demokratik devlet vatandaşlarını ilgilendiren seçeneklerden herhangi birine, yani dinî bir seçeneğe ya da inanmama tercihine imtiyaz tanıyamaz.” Başörtüsü takmak herhangi bir eğitimcinin tarafsızlığını azaltmaz ya da çoğaltmaz; zira başörtüsü takmamak da aslında bir şeyleri ifade etmektedir. İnsanların tarafsız davranmaları onlara yalnızca dış görünüşe dair yasaklar dayatmakla sağlanamaz.Herkesin karşılıklı iletişimde bilerek veya bilmeyerek belli ettiği değerleri ve yaşama ilişkin düşünceleri var. Bu anlamda öğretmenlerin rolü öğrencilere eleştirel düşünceyi benimsetmek, yerleşik düşünce kalıplarını sorgulamak ve elbette onları ergin bireyler olarak yetiştirmektir. Bu hedeflere ulaşmak önünde başörtüsü bir engel değil.

Özbay Viyana Üniversitesinde Almanca, Psikoloji ve felsefe Öğretmenliği okumaktadır.

Leave a comment

Privacy Preferences
When you visit our website, it may store information through your browser from specific services, usually in form of cookies. Here you can change your privacy preferences. Please note that blocking some types of cookies may impact your experience on our website and the services we offer.